Çizginin Bittiği Yer..

• 15/3/2006 - Çanakkale'yi geçmişler!!!!!

Kategori: Deginiler
Doğrusunu isterseniz mutfağımız,mimarimiz,müziğimiz,yiyecek içeceklerimiz,hatta isimlerimizle "Avrupa melezi"haline gelmişken,hala "Avrupa Topluluğuna, yada Gümrük birliğine girersek Batı bize kültürünü ihraç eder" endişesini pompalayanları pek anlayamıyorum.
Çünkü çoktan beri Batı bizim içimizde;Batı bizim müziğimizde,mutfağımızda,elbisemizde,televizyonumuzda,
gazetemizde,
üniversitemizde,mimarimizde;her şeyimiz Batı kısacası...
Çanakkale'yi geçmişler,içimize girmişler de haberimiz yok!
Çocukluğumda,İslam Deccalının davul-zurna çalarak evlerin önünden geçeceğini,insanları arkasından sürükleyeceğini ve Cehenneme götüreceğini anlatırlardı.Ben bunları duydukça,"Aptalmıyım ki arkasından gideyim?"diye düşünürdüm.Sanırdım ki Deccal, gerçekten davul-zurna çalarak evimin önünden geçecek.Böyle sanırdım ve Deccalın davuluna zurnasına,çalgısına -şarkısına kapılmamaya kendi kendime söz verirdim...
Şimdi idrak ediyorum ki; hemen her gün dağda bayırda ,ev de sokakta herkes davul-zurna dinliyor.
Kısacası.Deccal içimize girmiş,biz hala çalgılar çalıp,danslar ederk ve şarkılar söyleyerek evimizin önünden geçmesini bekliyoruz.Şarkı der ya;"Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına..."Artık bahtımızın rüzgarına mı,yoksa Batının rüzgarına mı,ne ise,kapıldık gidiyoruz işte yıllardır...
Avrupa modasına uygun kıyafetler içinde Yahudi kültüryle yoğrulan hamburgerleri afiyetle yiyip,Amerikan kültüründen fışkıran kolayı lıkır lıkır içerken İsrail'e, Amerika'ya,Avrupa'ya verip veriştirseniz ne yazar?Her gün yirmi dört saat aleyhinde olsanız,atıp tutsanız neye  yarar?
Avrupa içimizde.Avrupa kültürü Gümrük Birliği ile, yahut Avrupa Topluluğuna girmemizle gelecek değil.Çoktan gelip ruhumuza yerleşti bile.Çoktan beri batı kültürünü değil,kendi kültürümüzü yadırgıyoruz.Mesela ,Çamlıca da viski yada kola yerine şerbet verilmesini kınıyoruz.
Bu durumda Avrupa kültüründen filan korkmamıza gerek yok galiba . Tam tersine Avrupa bizden korksun!Çünkü millet olarak bütün olumsuzlukları yaşadıktan sonra diriliş sürecine girdik.Dinimizi şuur planında yaşamaya başladık.Dindar öğrencileri okuldan,başörtülü avukatları barodan atmakla bu değişim durdurulamaz.Bize zaten olanlar oldu.Bunun ötesi biraz daha bozulma tehlikesi değil bence tam tersine bozulma sürecini kırıp,düzelme yoluna girme hamlesidir.Bunun için Tüm müminlerin yapması gereken 3 şeye ihtiyacımız var;
1-Kendimizi yetiştirmeye...
2-Yeni dünyayı tüm köşeleriyle kavramaya,
3-Dayanışma içine girmeye...
Okumak ,öğrenmek,düşünmek,tartışmaak,öncelikli problemleri gündeme almamaız gerekiyor...
Ben buna inanıyorum.Bir gün mutlaka kendi özümüze dönmeyi başarcaz!Mutlaka!


Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/3/2006 - Alkış Sendromu!

Kategori: Deginiler
Efendim merhabalar.. Uçakla seyahat edenler bilir.Uçak havaalanına sağ salim indiğinde yolcular,"Yaşşa,bravo" mırıltıları arasında alkışlarlar.
Bir gün Trabzon uçağındayım.Hava nefis.Uçakta da çok çok on-on beş yolcu var.Trabzon'a geliyoruz.Uçak,Trabzon Havalimanınakuş gibi konuyor.Ve konmasıyla bir alkıştır kopuyor.Yanımda oturan hemşehrime neden alkışladığını soruyorum."Uçak indi ya!"diyor.
Kendi kendime güldüğümü hatırlıyorum.Uçak inmeyip de ne yapacakdı yani,havada mı kalacaktı?Zaten bu uçaklar kalkmak,uçmak ve inmek için yapılmamışmıydı?Pilotlar bunun eğitimini almamışmıydı?Son derece modern bir uçak,az yolcu ile ve çok güzel bir havada modern bir havaalnına inince niye alkışlanır?Pilotun görevi zaten budur.Adam görevini yapıyor....
Sadece görevini yapan pilotu alkışlamadığım için,kim bilir hemşehrim bana ne kadar kızmıştır?
Öylesine bol keseden alkışlamaya alıştık ki......
"Aydın,beğendikçe alkışlar,halk alkışladıkça beğenir"miş.Avrupa için doğru olan bu tespit,bizim cemiyet yapımıza pek uymuyor galiba.Zira bizde öyle aydınlar var ki,"İstim arkadan gelsin" hesabı önce alkışlar,sonra beğenirler.Önce kendisini bir iyice şartlandırır,ardından dilini ve kalemini seferber edip halkı da şartlandırmaya çalışır.Hafızanızı yoklarsanız,12 Mart ve 12 Eylül hareketlerini netice veren terörü alkışlayan,alkışlamakla kalmayıp milleti alkışa zorlayan bi sürü aydının ismini hatırlayabilirsiniz.
İşin tuhafı,bunlar hepaynı şahısları,aynı görüşleri de alkışmazlar;alkışçılar pek değişmeseler de alkışlananlar zaman içinde değişir.Bir bakmışsınız 12 Eyül öncesi anarşistleri alkışlayan eller,sonradan 12 Eylül darbesini yapanları alkışlamaya başlamış.
Her zaman her yerde rüzgarına göre yelken açan ,vaziyete göre alkış tutan birileri mutlaka vardır.
Parti mitinglerinde bulunmuşsunuzdur.Yada izlemişsinizdir.Kürsüdeki lider ,cümlesinin henüz başında iken basarlar alkışı;Şak şak şak!..
  Kürsüdeki lider alkışları duydukça çoşar:
"Biz bu memleketiiiiiiiii..."
Bırakmazlar ki cümlesini bitirsin...
Şak şak şak şak!..
"Gül,gülistan edeceğiz..."
Şak şak şak!..
"Bu memeleketiin..."
Şak şak şak!..
Kürsüdeki lider muziplik olsun diye cümlenin sonunu şöyle getirse ;
"Bu memleketin altını üstüne getireceğiz!" dese,eminim alkışçılar,kürsüdeki kişinin ne dediğine bakmadan yine basacaklar alkışı;Şak şak şak!
Alkış nezle gibidir,çabuk bulaşır.
Alkış,ihlası öldürür,doğrulara yanlış bulaştırır ve en önemlisi yanlışlarda ısrarı kolaylaştırır...
İşte hiç biri gerçekleşmeyen siyasi vaadlerin suçlusunu bulduk,bunun suçlusu yersiz alkışlardır:)))))
Umarım siz nezle olmassınız!!!

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/3/2006 - Umut var hala!!!!

Kategori: Deginiler

Ne karamsarsın bugün.

Yüzünden düşen bin parça.Herşeyin toz pembe olmayacağı malum ama kapkara da değil ki.Neden hep kötü yönlerinden ele alıyorsun hayatı?Baksana ilerdeki yaşlı çifte,oturmuşlar tatlı tatlı sohbet ediyorlar.Bırak şimdi orda atışan gençleri.Çocukların iç dünyasına girmeyi denesene.Hepsi elele tutuşmuş ne de güzel oynuyorlar...

Ta uzaklardan bir ezan sesi geliyor.Ne kadar da Bilal Habeşi'nin sesine benziyor değil mi?Duyuyor musun?

Baksana ufacık bir çocuk nasıl da oyununu yarım bırakmış koşuyor camiye.Bırak şimdi başörtünle uğraşanları da o çocuktaki geleceği de bir düşün.At kafandan sanagerici diyenleri.Gördün mü şuradaki nur yüzlü kızı?Hani bak şu mavi başörtülü kız İngilizce birşeyler söylüyor yanındaki gence.Anladım galiba, aradığı adresi tarif ediyor,ona irtica gözüyle bakanlara inat...

Boşversene sana yobaz diyenleri.Hatırlasana mankenlerin bilemediği soruyu düşünmeden cevapladığını.

 Bırak artık kaygılanmayı,düşünme sana yapılanları,sen,kendimi nasıl yetiştiririm,ülkeme,bayrağıma,bayrağımın altındakilere nasıl yaralı olurum onu düşün.Sen güzel günleri,yarınları hatta sana bunları yapanların bile iyiliğini düşün.

Kaldır başını del ufukları;uzat ellerini yakala yıldızları,aç gönlünü kuşat sevginle tüm dünyayı.Düşün bir kez daha sen olduğunu ve senden başka sen olmadığını....


                           Değerli hoca'ma dualarımla......


 


Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8/3/2006 - Bu Gidiş Nereye?

Kategori: Deginiler
Özgürlük istedikçe nutuk,ekmek
istedikçe nutuk....
Bir yanda demokrasi nakaratları,bir yanda
darbe çeşitlemeleri...
Bir tarafımız Amerika,bir tarafımız
Bangladeş...
Bir çeyrağimiz Doğu,üçte ikimiz Batı!
Peki ama biz kimiz?
-Türküm,doğruyum, çalışkanım..
Sahi mi?Ne iş yapıyorsun?
Laikliğe uzanan elleri kırıp dilleri
koparıyorsun!
Uyşturucu kullanma yaşı on üçe indi,
zehir tacirleri liselilere tuzak kurdu,İstanbul
"Uyşturu aleminin başkenti" ilan edildi,
boşanmalar arttı,aile yapımızda aşınmalar
var....
-Ne Mutlu Türküm Diyene!
Dostum,sen kimsin,nedemek istiyorsun,
nereye gidiyorsun?
                           Yavuz Bahadıroğlu

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5/3/2006 - Hangisi gerçek Keloğlan?

Kategori: Deginiler


 

Haydi Gerçek Keloğlan'a Gidelim..

  Hasan Aycın isminin yanına yazacağımız üç kelime ne olabilir? denseydi,şu kelimeler sıralanabilirdi:Bocurgat,Gece Yürüyüşü ve Keloğlan.

Bocurgat ve Gece Yürüyüşü iki büyük çizgi albümü.Keloğlan ise, yıllardır masallarının ve maceralarının içi boşaltılmış bir kahraman.Hasan Aycın,çizerek anlatmayı ve anlatarak çizmeyi seven bir büyüğümüz.Onun anlattığı kıssaları,büyükler hayranlıkla dinler ve geçmiş zamanın heyecanı ile igeelceğe doğru kanatlanırlar sevgiyle ve sabırla,geçmişi buluşturan çizgiler ve kıssalarla klavuzluk yapar Hasan Aycın.

Onun bizim için yıllardır yazıp çizdiği Keloğlan masalları,bildiğimiz keloğlan tipine benzemez.Hasan Aycın'ın çocukluğunda peygamber kıssalarını dinleerek büyüdüğünü,masalların en güzelini ağzı dualı,gönlü zengin insanlardan dinlediğini düşünürsek;Keloğlan'ın da padişahı kötüleyen,eşkiyalığı seven bir açıkgöz değil,yola besmele ile koyulup dertlilerin derdine derman arayan masum bir kahraman olduğunu anlarız.

Hasan Aycın,Al Pembecik Gül Pembecik kitabında beş Keloğlan kitabı yazmış bizim için.Bu beş masalla,Keloğlan'ı klasik masal adabı içinden yeniden okutmaya çalışıyor.

Esrarname ise;bir Keloğlan romanı.Çocukça bir tavırla başlayan masal gittikçe büyüyor.Hayatın hakikati masala üstün geliyor.Bir de bakıyorsunuz ki,masalla gerçek iç içe geçivermiş.Anne-babalarımıza ve çocuk okurlara ,Timaş yayınları arasında çıkan bu iki kitabını tavsiye ediyorum.Gelsin çocuklarda,büyükler de bir kez daha Keloğlan'ıokusunlar bu kitaplardan.8 ay önce çıkan bu kitapları okumak bana yeni nasip oldu.Belki de birçoğunuz gerçek Keloğlan'ı benden önce tanıdız.

İnanın Keloğlan'ı hiç böyle görmediniz....



 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Zaman Gazetesi
Benim Köyüm "Trabzon-Çambaşı"
Aradığımız herşey...
Yurt Genelinde Son depremler
Vergi Kimlik No Bulma

Kategoriler

Arkadaşlar

meczup
erdemselvi
yunusum
canerce
tuense
raciegi
uluhan72
stnacar
konjenital
poindexters
anesa
Özkan Özdemir
cocukca
lakers
yalniz
nstar
merve56
hurricanee
esmuker
gazilidostlar
casanova06
asfur
googletr
polyanna24
delalim
sahra1
ahmetgezer
sessizada
bereket
hilale
emrea
garfield2006
sweetrose
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
| Sonraki Sayfa